ŞARKILARIN HİKAYE VE VİDEOLARI




Necdet Tokatlıoğlu  "Artık yeşerecek bir dalım yok"


necdet tokatlıoğlu - artık yeşerecek bir dalım yok ile zekimuren01

Sanatçı Plak çıkarmak için istanbula 1966 yılında gider. Plak biter ve uçakla dönmeye karar verir.Yolda giderken vakit öğleden idi ve bir sonbahar günüde meşe ağaçlarının yapraklarını döktüğü ve onara inat çam ağaçlarının yemyeşil durduğunu görür ve hemen bu şiir aklına gelir ve meşe dallarını konuşturur… Aslında içindeki romantizmi konuşturmuş..ne kadar yağmur yağarsa yağsın mevsimi gelmeden artık meşe ağaçları yeşermez ve 3 günlük ömrümü 3 günde yapraklarımı dökülerek yitirdim dizeleri aklına geliyor. Uçağın hep pencere kenarına oturu ve etrafı seyreder..Bir yandan uçak hareket eder ve bir yandan da ara nağmeleri işlerken pek fark etmeden bir bakmış ki yanında yaşlı bir adam var ama onu pek rahatsız ettiğini düşünmüyor..Ne zaman uçak alçalmaya başladı o zaman bu kişiyi rahatsız ettim diyerek özür diler.yandaki kişi de “iyi ki akıl ettin” diyor. O kadar enteresan ki o zaman radyodan dinlenen müziklerde sanatçının sesi avr ama tv olmadığından kimse Necdet Tokatlıoğlu olduğunu bilmiyor ve yaşlı adma bunun afrkında değil.hemen kendini tanıtıyor ve özür diliyor.”yahu birader daha önce desene bir şarkının doğuşuna şahit oldum gider yargıtayda hava atayım arkadaşlara” demiş..Meğer o yaşlı yargıtay üyesiymiş. Daha sonra barışıp öpüşük ayrılıyorlar ve hep arkadaş oluyorlar..

 



Bir Bahar Akşamı Rastladım Size..." VİDEOSU VE HİKAYESİ

BİR BAHAR AKŞAMI RASTLADIM SİZE ile yenersuat


 Fuat Edip, 19-20 yaşlarında iken rüyasında çok güzel bir kız görür. O gördüğü kıza gönlünü kaptırır. Yıllarca o kızı bulma hayaliyle yanıp tutuşur. Hiç kimseyi gözü görmez olur. Yılların hızlı bir şekilde akmasıyla birlikte ailesi de ona baskı kurar ve zorla evlendirilir. Fuat Edip, çaresiz bir şekilde, rüyasında gördüğü kızı yüreğinden silemediği halde istemeye istemeye bir kızla evlendirilir. Bir bahar akşamı Fuat Edip'in yolu, Acıbadem'deki Çamlıca Kız Lisesi'nin önünden geçer. Okul zili çalmış ve öğrenciler evlerine gitmek üzere dağılıyorlardır. Tam bu sırada Fuat Edip'in gözüne bir kız ilişir. Bu kız, yıllar önce rüyasında gördüğü kızdır. Şair, adeta donakalır, kendinden geçer. Onunbu halini fark eden öğrenci de mahcubiyetten boynunu eğer. Fuat Edip, artık yaşlanmış haliyle kıza bakar kalır. Fakat artık her şey bitmiştir. Adeta beyninden vurulmuş bir halde yoluna devam ederken şu mısraları mırıldar: "Bir bahar akşamı rastladım size Sevinçli bir telaş içindeydiniz Derinden bakınca gözlerinize Neden başınızı öne eğdiniz? İçimde uyanan eski bir arzu Dedi ki: yıllardır aradığın bu Şimdi soruyorum büküp boynumu Daha önceleri nerelerdeydiniz? Güfte: Fuat Edip Baksı Beste Selahattin Pınar Makam: Hicaz Ahmet Rasim'den Anılar " Sakın geç kalma erken gel " şarkısının hikâyesi:




Sakın geç kalma Ahmet Rasim ile yenersuat


"Sakın geç kalma erken gel "

Yakın arkadaşı Tatyos Efendi ile her gün beraber içki içerlermiş ki bazı günler eve geç gitmek bir yana gitmedikleri günlerde olurmuş. Sadberk Hanım sabırlı, müşfik muhterem bir hanımmış. Onu daima mazur görür, sitem etmezdi. Artık sabrın son demleri olacak ki; bir gün sabah Ahmet Bey' in kahvaltısını hazırlamış, tüm hizmetlerini tamamladıktan sonra yolcu ederken "Bey, yeter artık bu akşam gün batmadan gel, sakın geç kalma, tahammülüm kalmadı artık" demiş Ahmet Rasim bu kadar sabırlı kişinin bu sözleri nasıl söylediğinin şoku ile "Hanım akşam bu şarkıyı radyodan dinle" demiş ve evden çıkmış. Bakırköy sahiline inerken mırıldanmaya başlar."sakın geç kalma erken gel " diye. Ve Miltiyadi Gazinosunda dostu Selami Paşa'ya rastlar ; “Evden çıkarken refikam bana tembih etti. Geç kalma erken gel dedi, ben de buraya gelene kadar bunu bir kıta haline getirdim, besteledim." ”Üstat kadehinden bir yudum içmiş, ellerini dizlerine vurup usul tutmaya başlamış. Tatyos Efendi ile buluşmuş. Konuyu aynı şekilde ona da anlatmış. Gece geç vakitlerde bugüne kadar dilimizden düşmeyen "Sakın geç kalma erken gel " şarkısı o gün bestelenmiş.


 

    Günaydınım Narçiçeğim


 

Bu güzel şarkının güftesi Feyzi Halıcıya ait. Güftekar bu şiiri bir hint efsanesinden esinlenerek yazmış. Efsaneye göre Cihangir Hanlığı'nın genç Prensi Salim Şah, birgün raksını görüp hayran kaldığı, Anarkali isimli genç ve güzel rakkaseye aşık olur. Zaman geçer ve Prens Salim Şah gönlünü çelen bu güzel rakkase ile evlenmek ister. Kurallar ise farklı.. Bir prensin halktan bir kızla evlenmesi yasak, hele bir rakkase ile evlenemesi akıldan bile geçmemesi gereken bir düşüncedir. Zamanla bu aşk yasağa rağmen büyür, iyice alevlenir. Bütün Hanlığı sarar Anarkali ile Salim Şahın aşkı ağızdan ağıza anlatılır. Bu hâl prensin babası olan Han Akbar tarafında ise büyük bir rahatsızlık yaratır. Aşıkların birbirini görmesi yasaklanır. Ama ferman dinlemeyen gönül, burada da ferman dinlemez Aşıkların ilişkisi sürer gider. Aşk hükmünü sürdürür. Efsane aşk iyice dillenir. Civar hanlıklara da yayılır. Bununla başedemiyeceğini anlayan Akbar Han çareyi sevdalıları ayırmada bulur. Çözüm çok zalimcedir. Güzel Rakkase Anarkali ibret için kentin ortasında yapılan, pencesi olmayan dört duvardan ibaret dar bir odaya hapsedilir. Arkasından giriş kapısı da duvarla örülüp kapatılır. Ölüme terkediştir bu..Prens şaşkın ve çaresiz, bu aşkı efsaneleştiren şehir halkı ise ağlamaklıdır. Her gün gelip bu hücrenin önünde, Hanın insafa gelip güzel Anarkali'yi affetmesini bekler. Bir müddet sonra umutlar kesilir. Artık duvarlar yıkılsa da güzeller güzeli Anarkali'nın sağ çıkma ihtimali yoktur. Halk yavaş yavaş çekilir. Bekleme duvarının önü boşalır. Ama Aşk mecnunu prens ,maşukunun çevresindedir hep. Gönüldeki sevda ve sevilen ölmemiştir. Gözleri kapının örüldüğü duvarda sesiz bir tevekkül ile beklemededir. Mevsimler geçer bahar olur, tabiat canlanır. Bir gün o taş duvarda da bir kıpırtı başlar. Prensin gözünü hiç ayırmadığı o duvarda güzel Anarkali'nın girdiği kapının taş örgüleri arasından ince zarif bir dal filizlenmiştir. Bunu duyan halk tekrar toplanmaya ve hergün bu hayat izini izlemeye başlar. Günler geçtikce yeni dallar ,yeni filizler çıkar o taşın bağrından ve tüm dallar tomurcuklarla yüklüdür, çiçek açacaktır aşk. Bir sabah duvarın önüne gelenler. Duvarın baştanbaşa kırmızı nar çiçekleriyle kaplı olduğunu görürler. Hayranlık veren bir güzellik vardır. Adeta Güzel Anarkali'nin tüm güzelliği narçiçeklerindedir. Bir gecede bütün narçiçekleri açmıştır. Mevsimler boyu orada aşkın umuduyla bekleyen prens ise duvara yaslanmış Narçiçekleri arasında mutlu bir ifade ile ruhunu teslim etmiştir.. Aşk çiçekleri açmış aşıkın kalbi ise Anarkali'nin güzelliğini seyrettiği o çiçeklerin ihtişamına dayanamamıştır. Sevdalarıyla birlikte maşukunun yanındadır artık. Rivayet şu ki; O güzelim ateş rengi nar çiçeklerinin çıkış yeri Güzeller Güzeli Anarkali nin aşk dolu kalbidir. Taşları delip sevdiğine kendini göstermiştir Efsane böyle acılı. İşte bu efsaneti dinleyen ve bunun üzerine yazılmış olan şiiri okuyan Çinuçen Tanrıkorur Udunu alıp bu şiiri besteliyerek güfteleştirmiş ve çok güzel bir eser kazandırmıştır musikimize. Şarkının adı ''Günaydınım Narçiçeğim'' Sevenleri yadederek birlikte dinleyelim. Mustafa Kırali Beste: Çinuçen Tanrıkorur Güfte: Fevzi Halıcı Kürdîlihicazkâr Şavkıması sana doğru yolların Sana doğru denizlerin çağrısı Çırıl çırıl ötelerde bir güzel Günaydınım, nar çiçeğim, sevdiğim . .......... Vurdum tellerine seni sazımın Sende anahtarı alınyazımın Yağmur yağdı serpil yalnızlığıma Günaydınım, nar çiçeğim, sevdiğim …"



"Ada Sahilinde Bekliyorum" türküsünün bilinmeyen hikâyesi...

 

Bu hikâyenin ilki ve en bilineni şu şekildedir:

 

 

Bu türkü Suat Bey ve Şadiye Hanım’ın hikâyesidir.

Şadiye zengin bir konağın kızıdır. Suat ise fakir bir gençtir. Kader ikisini bir yaz Ada'da buluşturur ve birbirlerine âşık olurlar. Fakat babası, kızını Suat Bey'e vermek istemez. Kış geldiğinde ise Şadiye ve ailesi Ada'dan ayrılır. Suat ise yaşadığı adada kalır. Ve Ada’nın sahilinde hep Şadiye’nin ona geleceği günü bekler.

Bu arada mektuplarla haberleşmeğe devam ederler. Fırtınalı bir akşam Suat Bey bu aşkın ızdırabına dayanamaz ve kendini denizin azgın sularına bırakır. Ertesi sabah, dün fırtına nedeni ile gelemeyen tekneden Suat'a bir mektup gelmiştir. Bu Şadiye’nin mektubudur. Mektupta Şadiye "Suat, babamı nihayet izdivacımıza ikna ettim, gelip beni ailemden isteyebilirsiniz" yazıyordur.

"Ada Sahillerinde Bekliyorum" türküsünün kulaktan kulağa gelerek bugüne ulaşan ikinci hikâyesi ise;

İstanbul’a ve denize âşık sevgililerden hanim kişi bir şekilde bir gün denizde kaybolur. Hikâyenin erkek kahramanı ise kendisini sahillere vurur. Şile’den Prens Adaları’na kadar bütün sahillerde biçare dolanır ve sevdiceğini bekler. Bir ümit bir gün denizden çıkar gelir diye, fakat sevdiği gelmez. Kahrına dayanamayacak hale gelince bu sözleri yazar, bu sözler de kâh dostlar kâh da balıkçılar sayesinde o günleri atlatır ve bugünlere gelir. O meçhul insanın kaybı ne kadar derinse, Türk sanat müziğinin kazancı da o kadar büyük olur.

 


UMUT AKYÜREK £££ Ada Sahillerinde Bekliyorum ile halilkocyiyit
KORO
 
Reklam
 
HAVA DURUMU
 

DUYURU

*ÇALIŞMALARIMIZIN KULLANIM İZNİ*


TÜMÜNÜN VEYA BİR KISMININ


HOCAMIZIN BİLGİSİ VE ONAYIMIZ DIŞINDA

KULLANIM İZNİ YOKTUR.LÜTFEN KULANIM İÇİN SİTEMİZE İZİN İÇİN BAŞVURUDA BULUNUN

ÖNEMLİ LİNKLER
 
İŞTE ATATÜRK

TÜRK TARİH KURUMU

GENELKURMAY BAŞKANLIĞI

AURO AVE

DOST SİTELER
 
METEROLOJİ

 
 
Bugün 1 ziyaretçi (1 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=